Muhasebe-Denetim Mesleği Geçmişi, Bugünü, Geleceği Kariyer Planlaması Konferansı” İstanbul Üniversitesi’nde Gerçekleştirildi



Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş’ın katılımıyla gerçekleştirilen “Muhasebe-Denetim Mesleği Geçmişi, Bugünü, Geleceği Kariyer Planlaması Konferansı”, 21 Mart 2019 tarihinde İÜ Rektörlük Binası Doktora Salonu’nda gerçekleştirildi.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başlayan programda açılış konuşması İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sedat Murat tarafından yapıldı.

“Denetim Olmadan İşlerin Yolunda Gitmesi Mümkün Değil”


İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sedat Murat yoğun programına rağmen kendilerini kırmayarak konferansa gelen Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş’a teşekkür ederek konuşmasına başladı. İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat, “Denetim olmadan işlerin yolunda gitmesi mümkün değildir. Devletler var olduğundan beri devletlerin denetimi esastır. Özellikle yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren devletlerde kamu reform çalışmaları başlatıldı. Bu reform çalışmalarında modern devletin esasları belirtilirken, şeffaflık ve adil yönetim ilkeleri ön plana çıkarılır. Bu ilkelerin gerçekleştirilmesinde denetim mekanizmalarının çok önemli rolü vardır. Yoksa eşit, saydam ve hesap verebilir bir yapının olması mümkün değildir. İş denetim mekanizmaları, sayıştay, mali denetim, idari denetim yapan kurumlar çeşitli denetim kurumlarına örnektir. Hepsinin amacı yönetim yapısının ortaya çıkmasıdır. Yani devlet ve millet bütünleşmesinin sağlanmasıdır. Tam demokrasinin gerçekleşmesidir. Böyle bir ortamda iç barış gerçekleşir, devlet ve millet bütünleşmesi sağlanır. Milletin devlete olan güvenlerinde bu kurumların önemli rolü vardır. Milletin hakkını kimseye yedirmemek gerekir” şeklinde konuştu.

Konuşmasının ardından İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sedat Murat’a, Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş tarafından hediye takdim edildi.

“Öncelikle Kendi Muhasebe Kitaplarımıza Bakmalıyız”



Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş konuşmasında takdim edilen hediyeler hakkında bilgi vererek, “Hocamıza sunduğum ilk hediye Divan-ı Muhasebat logosudur. Divan-ı Muhasebat 1862 yılında, Sultan Abdülaziz Han tarafından kurulmuş olan sayıştayın temeli diyebileceğimiz bir kurumdur. Tabaktaki yazı Divan-ı Muhasebat’ın kapısında yazan logosudur. Diğer bir takdimimiz Divan-ı Muhasebat’tan önce Selçuklu, Gazneli ve Karahanlılarda denetim kurulu olan Divan-ı İşraf’ı temsil eden bir yazıdır. Getirmiş olduğumuz kitaplardan bir tanesi de Risale-i Felekiyye’dir. Bu Selçuklu maliye sistemini anlatan bir kitaptır. 1363 yılında yazılmış Farsça bir kitaptır. Diğer bir kitabımız Oktay Güvenli hocamız tarafından yazılmış, akademik bir kitap olan Muhasebe Tarihi kitabıdır. Osmanlı Devleti ve Selçuklu Devleti muhasebelerinde Tanzimat’a kadar bir fark yoktur. Bugün de hala Tanzimat’tan sonraki sistemi temel almaktayız. 1839 Tanzimat Fermanı’na kadar Osmanlı Devleti’nde ‘merdiven sistemi kullanılmıştır. Merdiven sisteminde en üste toplam rakam yazılır, altına bir basamak içeride detayı, onun altına da bir basamak içeri de başka bir detay yazılmıştır. Dolayısıyla merdiven gibi olduğundan merdiven sistemi denilmiştir. 1839’dan itibaren ise merkezi bütçeye geçilmiştir. Sonrasında çift taraflı muhasebeye geçilmiştir. Bütçe muhasebesi nakit esaslıdır. Muhasebe tarihinin beş bin yıllık tarihini içeren bir diğer kitabımız da yine Oktay Güvenli hocamızın koordinasyonluğunda yazılan üç ciltlik bir kitaptır. Son hediyemiz de İstiklal Marşımızın orijinal halinin yazılı olduğu kanvas tablodur” ifadelerini kullandı.



Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş, “Risale-i Felekiyye kitabını hem İngilizceye hem de Türkçeye tercüme ettirdik. Yabancı konuklarımıza da takdim ediyoruz. Devletimizin tarihini onlara anlatabilmek ve özgüven kazanmak için son derece önemli olduğunu düşünüyorum. 1363 tarihi muhasebe tarihi için son derece önemlidir. Hocalarımızdan da özellikle rica ediyorum. Muhasebe hocalarımız bu kitabı derslerinde anlatsınlar. Bugünkü muhasebe tarihi kitaplarımızda Luca Pacioli’nin muhasebenin babası olduğu yazmaktadır. Kendisi, eserini 1490’da yazmıştır. Ancak Risale-i Felekiyye ondan daha önce yazılmıştır. Hatta bu kitaptan önce yazılan üç kitap daha vardır. Onların da tercümesi bittikten sonra yayınlayacağız. O zaman da muhasabe tarihini 1309’a dayandırmış olacağız. Luca Pacioli’nin yaptığı çift taraflı muhasebe sistemini geliştirmiş olmasıdır. Ancak bizim öncelikli yapmamız gereken kendi muhasebe tarihi kitaplarımıza bakmamızdır” şeklinde konuştu



Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş konuşmasına şu şekilde devam etti: “Divan-ı Muhasebat 1862 yılında kurulmuş olmasına rağmen bu tarihten önce de bir denetim sistemi vardı. Tanzimat ile birlikte mahalli bütçe sisteminden merkezi bütçe sistemine geçilmiştir. Şüphesiz merkezde de bir bütçe vardı. Ancak o, tüm devletin bütçesini temsil etmiyordu. İstanbul dışında Anadolu, Mısır Hidivliği; Balkanlarda da voyvodalıklar vardı. Hepsinin vergilendirmesi ayrıydı. Denetimleri mahalli olarak yapılmaktaydı. Merkezde Başbâki Kulu Ağası vardı ve Divan-ı Humayün üyesiydi. Bütün raporlar ona gelir, o da padişaha sunardı. Taşrada Başbâki Kulu vardı. Mahalli denetim yapan sayıştay denetçisiydi. Merkeze gönderilecek olan gelir bakiyesinin doğru hesaplanıp hesaplanmadığının kontrolünü yapardı. 1839’a kadar Başbaki Kulluğu görevini yapmıştır. Tanzimatla beraber merkezi bütçeye geçilmiştir. Yeni sistematiğe Divan-ı Muhasebat olarak ancak 1862 yılında geçilmiştir. Sultan Abdülaziz Han, Avrupa’daki kurumları incelemiş ve Fransa’daki sistem hoşuna gitmiştir. Dolaysıyla Divan-ı Muhasebat’a bu tarihten sonra geçilmiştir.”



“Sosyal Bilimciler Olarak Avantajımız Mesleğimizi Diploma ile İcra Etmek Zorunda Olmayışımızdır”



Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş, öğrenciler tarafından daha çok merak edilen hususun kariyer kısmı olduğunu belirterek, “Gençlere en büyük tavsiyem ne yapmak istediklerine diplomayı almadan önce karar vermeleridir. Bu kararı ne kadar önce verirseniz, planlama yapmanız o kadar kolay olur. Bizim sosyal bilimler alanıyla uğraşanlar olarak en büyük avantajımız, mesleğimizi diplomamız ile icra etmek zorunda olmayışımızdır. Bizim diplomamızda iktisatçı ya da işletmeci yazmaz. İktisat bölümü mezunu ya da işletme bölümü mezunu yazar. Ancak mühendisin diplomasında mühendis, eczacınınkinde eczacı, doktorunkinde doktor yazar. Fakat doktor, kararını on sekiz yaşında verir. Tercihini daha üniversiteye girmeden yapar. Ancak biz sosyal bilimciler daha olgunken yirmi dört, yirmi beş yaşında bu kararı veriyoruz. Kararımızı verirken kendimizi tanımış olarak bu kararı vermiş oluyoruz. Mesleğimize karar verirken tercihimiz maaşa göre şekillenmemeli. Kararımızı verdikten sonra maaş meselesi ikinci plandadır. Ben bir karar ağacı oluşturdum. Buna göre akademisyenlik idealistliktir. İdealist arkadaşlarımız onu düşünebilirler. Girişimcilik ruhu fazla olan arkadaşlar için ise kendi işinin patronu olmak kadar güzeli yoktur. Kendi işinizin patronu olduktan sonra hem kendinize hem başkalarına faydalı olursunuz. Ancak girişimci olacak arkadaşların risk iştahı yüksek olmalıdır. Risk almak istemeyen arkadaşlar ise özel sektör ya da kamuda çalışmalıdır. Bu, ikinci ayrım noktasıdır. Sıkı çalışma şartlarına katlanmak istemeyen arkadaşlar özel sektörü tercih etmeli, düzenli çalışma hayatını göze alabilecek olan arkadaşlar ise kamu sektörünü tercih edebilirler” dedi.



“Meslek Seçimi Kararımızın İsabeti Hayatımızın Tamamını Etkileyecektir”



Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş konuşmasına şu sözlerle son verdi: “Meslek seçimi kararımızın isabeti hayatımızın tamamını etkileyecektir. Vereceğimiz karar hayatımızda yük mü olacak yoksa huzurlu bir hayat mı yaşatacak? Bu nokta son derede önemlidir. Zira işte mutlu ve huzurlu değilseniz, özel hayatınızda mutluluk ve huzuru yakalamak da son derece zordur. Sevdiğiniz işe girin, hayatınızın geri kalanını da ona göre şekillendirin. Sevmediğiniz bir işi yapmanın en olumsuz sonucu da strestir. Bu stres de çeşitli hastalıklara sebep olur. Özel sektörde işe başlamak kamuya göre daha kolaydır. Ancak kamuda işe girdikten sonra yükselmek daha kolayken, özel sektörde daha zordur. Özel sektörde her basamakta kendinizi kanıtlamak zorunda kalırsınız. Sayıştayda denetim elemanlığı ve uzmanlık olarak iki ayrı meslek grubu vardır. Her iki meslek grubunda aranılan özellikler farklıdır. Aday, doğru kararı verememişse akademik sınavda başarılı olsa bile mülakatta elenebilme ihtimali yüksektir. Zaten mülakat jürisinin görevi, adayın mesleğe uygun olup olmadığını anlamaktır. Denetim elemanında aranan özellikler sorumluluk, şüphecilik, sorgulayıcılık ve ekip çalışmasıdır. Uzmanlarda aranan özellikler ise akademik kabiliyet, detaylı çalışma ve alternatif fikirler sunmasıdır. Hangisinin daha uygun olduğunuzun kararını sizin vermeniz gerekmektedir.”



Konferans, soru cevap kısmının ardından Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş’a İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sedat Murat tarafından hediye plaket sunulmasıyla son buldu.